12 Mayıs 2016 Perşembe

Nur Verilmesi


            Nur Verilmesi

            Nur kelimesi “ışık, aydınlık, parıltı, parlaklık” anlamındadır. Işığın bilimsel açıdan incelenmesi nurun ardındaki gerçeğe ulaştırabilir. Her ışık kaynağı, aslında, atomlardan ortaya çıkan enerji kaynağıdır. Enerjinin yayılma şekli elektromanyetik radyasyon (EMR) olarak adlandırılır. Gözümüz bu yayılmanın görülebilir kısmını ‘ışık’ veya ‘foton’ olarak algılar. Elektromanyetik radyasyonun en küçük birimi fotondur. Fotonlar, kuantum olarak adlandırılan enerji paketleri şeklinde yayılır. Kendisi ışık yaymayan eşyayı, yansıyan ışınlar sayesinde görürüz. Gündüzün aydınlığı, yansıyan ışıklardır. Işık ve aydınlık, enerjinin varlığını ve yayılımını gösterir. Tüm gökyüzünün gece görünmeyip güneşte görünmesi, yayılan ve yansıyan ışığın aydınlığındaki enerjinin habercisidir. Bu bilimsel gerçek “Allah, semanın ve arzın nurudur, gayrisi yoktur (24.35)” ayetine anlam kazandırır.

            Fotonun kütlesi yoktur, sadece enerji yüklüdür. Ünlü E=MC2 formülü enerjinin kütleye eşitliğini bildirir. Enerji ile kütle birbirine dönüşür. Yerler ve gökler, nurda, ışıkta, ışında, fotonda yüklü olan, enerjiden oluşur. Doğada var olan, fizik ve matematik gibi, ilim enerjide yüklüdür. Enerji kütle kazanınca madde ‘özellik’ kazanır. Böylece, tüm evren veya âlem ilim yüklü enerjiden oluşur. Âdem ve oğulları, fıtrata kazınmış ilim öğrenme yeteneği sayesinde, öğretilen ilmin idrakiyle yaratılır. İlmi idrak etmek Âdemi, kâmili nurlandırır.

            İnsan, yanma, yanıcı ve yakıcı oluş, yönünden zeytine benzer. Zeytinde hem yakıcı yağ hem de yanıcı odun vardır. İnsan, lambalıktaki kandil gibi aydınlanır ve aydınlatır. Kalpte, nura tabi olan hayvani nefis kutsallaşır. Kutsal nefis cesetle ruh arasındadır ve ilahi nurun tesettürlü halidir, ne doğudur ne de tam olarak batıdır, yani, ceset gibi kesif, ruh gibi latif değildir. İnsanın fıtratındaki nur, parlak fikir veya uygulama aklının ateşi ile yanar ve olgunluğunda parlayan nur, idrak oluşur. İnsanda hem yanıcılık hem de yakıcılık vardır, öğrenir ve öğretir. Nefsiyle yanar, ruhunun nuruyla, olgunluğunun idrakiyle aydınlatır.

             İnsan, bir elinde ilk, bir elinde son olandır. İlk ve son aynı anda, bir anda, bu anda mevcuttur. Dönüşüm ve oluşum süreklidir. Negatif ve pozitif elektrik yüklerinin karşılaşıp nötr, tarafsız, yansız haline gelişi insanda olur. İnsan, ilmin kendisidir, ilmin bilinç kazanmış halidir. Ne olunca ne olacağını bilir. Yaşamın var ve yok olması insanda yaşanabilir. İnsan, var ve yokluğun idrakini yaşayabilir. Maddenin halk edilmesi ve yaşamın yaratılması önce insan içindir sonra da insanın içindedir, idrakindedir. Halife yaratmış olan Yaratan, ‘gayri’ yaratmamıştır, ikisinin varlığı iki varlık değildir. İlmin, bilim, bilmek, bilinmek ve bilinç hallerinde ‘B’ harfinin önemi ‘Besmele’ veya ‘İnsan’ kadar büyüktür. Bilincin insanı aşkın halinde insan da aradan çıkar. Yaratanın, ‘bilinmeyi sevmesi’, amacına ulaşılmış olur.

            Evrene enerji formunda beslenen ilmin amacı bilinçtir. İlim, bilinmek ister. Boş kova veya cehalet kuyusu şeklinde oluşan ilk insan Âdem’in fıtratına akıl ve fikir çakmağı kazınır. Halife olarak yaratılan Âdem’e her şey öğretilir. Akıl, insana verilmiş en büyük nimettir. Akıl bilgi elde etmek içindir. Doğadan elde edilen bilgiler sistemli bir şekilde işlenir ve yeni bilgiler kazanılır. Bilimsel bilgi işleme yöntemiyle, bilgiler, insanı bilgilerin kaynağına, ilme götürür.

            Akıl, matematik ve fizik bilgileriyle, evrende bu ilimlerin yüklü olduğunu idrak ederek, ilmin tümünün bilincine ulaşır. Bilinenlerin çokluğunu idrak ettikçe, ilmin bilincine ulaştıkça, sonsuzluk kavramında kaybolarak, akıl kendi sınırlarını idrak edebilir. Böylece ilmin amacının bilinç, evrenin amacının bilinçli insan olduğu ortaya çıkar. Akıl önemlidir ama yeri ve zamanında, aşka kadar. Akıl, bilgiyi ilimden alır, işler, yeni bilgilere ulaşır. Akıl olay ve eylemlere açıklama getirir, neden ve nasıl olduklarını anlar. İnsan, akıl erdiremediğine ‘vardır bir açıklaması’ deyip geçebilir. Ancak bazı konularda doğal olup olmadığına hükmedebilir.

            Evrende enerjinin kütleye eşitliği ve birbirlerine dönüşümü akla uygundur. Evrenin ardında varlığı bilinen ilmin kaynağı hakkında fikir yürütmek akla uygun değildir. Var olanların içindeki eksi ve artı yüklü olanlar birleştiğinde evrenin bir hiç olacağı da akla uygundur. Buna karşın bir atom boyutunda bile eksi ile artı elektrik yüklerinin birbirine ulaşamadığı da aşikârdır. Birçok şeyin nedeni bilinmez olduğundan akıl durur, öylece kabul edilir. Bunlar arasında ‘enerjiye ilim yüklenerek kütle kazanması’, ‘maddenin, bilgi işlem yeteneği yüklenerek, yaşam ve gelişim potansiyeli olan tek hücreye ulaşıp, hayat kazanması’ ve ‘insanın ilim yüklenerek inşa edilip olgunluk kazanması’ olabilir.

            Maddenin ham maddesinin nur oluşu kadar, yaşamın kaynağının maddeye yüklenen ilim oluşu da aklı zorlayabilir. Özellikle insanı ele alırsak bedeni vardır ama beden değildir, ruhu, ilmi vardır ama ruh, ilim değildir. Hayat, verilen bir şeydir, bağış yapılır, bahşedilir. Ölüm, aslında olmayan bir şeydir, hayatın olmaması durumuna ölüm denir. Karanlık yoktur, ışığın olmadığı hal, durum vardır. Ölüm karşısında bazen “Madem alacaktın hayatı niye verdin?” demek isteriz.  Yaşamı anlasak da ölüme isyan ederiz. Oysa hepsi hayatın içinde vardır, hayat böyledir, aslında olmayan zaman da bunun içindir. Verilene sevinir, alınana üzülürüz, hayattaki biz de buyuz. Böylece insan olgunlaşır, olgunlaştıkça kesafetten kurtulur, letafete yücelir. İnsan, aydınlandıkça, ‘nur üzerine nur’ olarak, ilmin idraki ile aydınlatır.

            Hz. Âdem’in, Hz. Muhammed’in nurundan yaratılması olayının da Kitabımızda açıkça anlatılmasına karşın anlamamız kolay değildir. Bu amaçla oluşturulan gizli kurum ve kuruluşlar da pek başarılı olamayabilir. ‘Allah, ancak Allah’ın ilmi ile bilinebilir, gayrisi bilemez’ deyiminin bir sırrı veya bir hikmeti olsa gerek. Haricilere kapalı tutulan örgütlerde ‘nur verilmesi’ olayında, kişiye özel, anlamlı bir idrak oluşabilir. Ruhun nuru, ilmin idraki, olabilir ancak. Nur verilebilmesi için önce veren, Allah’ın ruhu ile ruhlanmış ve diriltilmiş olmalıdır. Bilgilerden bilinç düzeyine yüceliş ile nurdan ruha yüceliş süreci aynıdır. ‘Gerçek anlatılamaz ancak yaşanabilir’ denmesinin bir hikmeti de bu olmalı. Umarım bir gün bizim de Hakikat Güneşimiz ufkumuzdan, Batıdan doğar.

 

 

8 Nisan 2016 Cuma

İnsan İtaat Eder


               İnsan İtaat Eder


 

            “Var olan her şeyin, eşyanın, ardında akıl ile bilinecek bir ilmin olduğunu içeren Kur’an’ın bildirilişi ve bu ilmin nasıl uygulandığının Furkan olarak indirilişi nedeniyle; ilim ve amel, ilim ve uygulamanın, ayrıntılarını idrak ederek mutlak salât, mutlak namazı yerine getir; ilim ile uygulama arasını birleştir. Her ilim için bir salât vardır.” (29.45) Her şey bir ilmin uygulamasıdır. Namazlar da bedensel ve ruhsaldır. Namaz teslimiyet, zikir, tabi olmak, itaat ve ulvi münasebettir. Maddeye ve doğaya ilişkin ilimler, doğa koşullarına uyum göstermek için bilinir. Hayatta kalmak, neslin devamı ve güzel ahlak için koşullara uyum gösterme, öğrenme, bilme ve uygulama şarttır. İnsanın, idrakince, bilgisi ilmine tabidir, itaat eder.

            Konunun daha kolay anlaşılabilmesi için oluşan ilk koşullara gidilmesi yararlı olur. Yokluktan, hiçlikten var olan, meydana çıkan, en küçük parçacığın da ayırıcı özellikleri vardır. Her şey özelliklerinin toplamı, bilgisinin küpüdür. Kütlesi bile olmayan bir parçacığın artı veya eksi yüklü elektrikle yüklü oluşu ve bu yükün miktarı ilk oluşum anında belirlenir. Parçanın özellikleri arasında nasıl kütle oluşturacağı ve hangi parçalar ile birleşeceği vardır. Önceden belirlenmiş bulunan özellik, bilgi veya ilim, parçacığın davranışını belirler. Örneğin, yanıcı olan hidrojenin ve yakıcı olan oksijenin birleşerek söndürücü özelliğe ait su oluşturması, bu atomların içlerinde önceden belirlenmiş bir davranış biçimidir. Parçacık ilminin aynıdır, ilmine tabidir ve ona itaat eder.

            Maddeler arası özellik maddelerin kendi özelliklerinin fena bulması, feda edilmesi sayesinde oluşur. Her yeni bilgi, kendini oluşturan bilgilere dayanır ama farklıdır, kendi ilmine tabi olur, itaat eder. Su, ota, süte, bala ve ete dönüşerek can verir.

            İnsan ve insanlığın gelişiminde, doğanın en çetin koşullarına uyum gösterildiği apaçıktır. Uyum gösterme yeteneği sayesinde evrim yasaları işler. Tek hücreden çok hücreye gelinmesinde, maddesel veya donanımsal olmayan hayatın, en basit DNA’ya yüklenmiş bulunan, yazılım olduğu kanıtlanmıştır. Donanımın yazılıma tabi olması hayatı, canlılığı ortaya çıkarmıştır. DNA’da yer alan toprak, hava, su ve ateşin, kendilerine yüklenen canlılık ilmine, içlerindeki özellik ve bilgilerle, itaat etmesiyle canlı hücre oluşmuştur. İlkel, ilk el, denebilecek bilgilerin birikimi tek hücrenin içinde canlılığı geliştirerek çeşitlendirmiştir. Yazılımın ilk halinde dahi bir gelişim potansiyelinin olduğu da açıktır. Bilgi birikimleri, hücrenin içinde, çok çeşitli işlevleri yürütebilecek organımsı parça veya bölümlerin oluşmasına yol açmış. Hücre içindeki parçalar arasında gelişen eşgüdüm ve işbirliği, tek hücrenin bölünmesinden öteye, iki veya daha çok hücrenin eşgüdüm ve işbirliğiyle sonuçlanmıştır. Böylece tek hücreden çok hücreli hayat doğabilir. Bütün bunlar maddenin bilgisinin ilmine itaati, bedenin namazıdır.

            Hayvanların hareket etme özgürlüğü nefsaniyet gütmelerine yol açar. Karın doyurma gibi ihtiyaçların karşılanması, bitkilerin gövdelerinin, bedensel olarak doğa koşullarına tabi oluşundan faklıdır.

            Hareketlerde nefsine tabi olma, itaat etme onun ihtiyaçlarına giderme söz konusudur. Hayvanlar nefislerine itaat ettikleri için yer içer, yatar kalkar, savaşır, sevişir. İnsanların insanlığa uygun şekilde davranması kalpleri sayesindedir. Kalpsiz denilen insanlar kötü ahlak sahibi olanlardır. Kalplerinde huzur duymaları için insanların ruhani bilgilere tabi olması öngörülür. Ruhuna itaat eden kalp huzur duyar.

            Kısaca denebilir ki insan bilgilerden oluşur, bilimseldir, ilimdir. Bilgiler ilme tabi olduğu kadar ilim de bilgilerin toplamına tabidir veya etkileşim içindedir. Bu nedenle, her insan kendine özgü bir ilimdir. Bilim insanlarınca kanıtlanan ‘elektron ve moleküllerin etkileşim içinde oldukları’ gerçeği bu kapsamda düşünülebilir. Beden içindeki organlar etkileşim içinde, eşgüdüm ve işbirliğiyle işler, çalışır. İnsanın ilmini uygulayışı ve ilmine tabi olup itaat etmesi kendi bünyesinde en az beş düzeyde olur. Doğaya uyumu, bedensel düzeyde, doğal ilimlerin uygulanması olarak ele alabiliriz. Bu ise Bedenin namazdır, ilme tabi oluş, itaat ediştir.

            İnsanın bedeni vardır ama yalnız beden değildir, nefsanî duyguları vardır ama hayvan değildir, kalbinin huzurlu olmasını ister ruhunun, ilminin gereğini idrak eder. Her düzeyin idraki o düzeyin namazıdır denebilir. Nefsin Rıza, Yatsı namazını, Kalbin Huzur, Sabah namazı izler. Nefsini, kalbinin sesini dinlemeye ikna eden sır bilgileri almayı hak eder. Böylece Sırra Erme, Akşam namazı kılınır. Benlik ve bencilliğini yok edip, hakikat güneşinin parlamasını sağlayarak, yüceliş yolunda, Ruhun Şuhut, uyanıklık, İkindi namazı eda edilebilir.           

            Hakkın ruhuyla dirilerek, itaatin doruğunda, ledün, hakikat ilminin zevkiyle Şükür, Öğle, Gizlinin Keşfi namazı kılınabilir. Hakikat güneşinin istivasında kul ve namaz yoktur.

            Özet olarak bünyemizdeki kuark, elektron, nötron, proton, atom, hidrojen, oksijen ve su moleküllerinden hatta DNA, hücre ve organlarımızdan söz edilmez. Bunların hepsi kendi bilgi küplerini bizim ilmimize feda etmiş, fani olmuş, fena bulmuş, kendilerini bilerek teslim etmiş durumdadır. Her biri bir ‘şey’ iken, özellikleriyle, şeker küpü gibi, bilgi küpü iken artık yalnız biz varız onlar yok. Bilgileriyle, bizim insanlık ilmimize itaat ederek, tabi olarak, bize biat etmişlerdir. Hepsi de bizim birlik ve bütünlüğümüze delildir, şahittir, kendilerine göre bize teslim olmuşlar, bize çalışır, bizi anarlar. Bedenimizde bir biz varız bir de onlar var gibi ikilik oluşturacak şekilde yoktur. Bu bağımlı ve bağlantılı halleri, beden dilinde bir anlamda, onların namazları, miraçlarıdır. Her şey bir ilmin uygulaması ise, her şeyin bilgisi ilmine tabi ise biz bağımsız ve bağlantısız, hür, olmamızı neye borçluyuz? Cehalete?

            Bedenimizin bütünlüğünü, tek parçalığını anladıktan sonra, hayvanlardan farkımızı görünce, nefsimizi keşfederiz. Fecri yaşamak kalbe âlem içinde bir âlem olduğunu gösterir. İş ve eylemden öteye bunların kaynağı olan sıfatların gözlenmesi başlar. Gün boyunca göz ile görmenin kalpten basiretli görüşten farklı olduğu idrak edilir. Bu ilmin bir sırrı olduğu akşam olunca keşfedilir. İkindi namazı ile ruhun uyanıklığı yaşanır. Gizli hakikatin keşfine aşk ile ledün, hakikat ilminin, zevkiyle Öğle namazında ulaşılarak hakikatin idrakine varılır. Hakikat güneşinin istivasında vahdette fena olunur.

 

11 Mart 2016 Cuma

Bigi, Bilim, Bilinç


            İlim, Bilim, Bilinç,

            Çevre beş duyu ile algılanır. Algılar bilgiye dönüşür, örneğin, görülenin ne olduğu bilinir. Bilinçli olarak davranır, hareketlerimizi planlarız. Matematik bilgilerimizle matematik ilminin kıymetini bilir, tüm matematik formüllerimizle evren bilinci oluştururuz. Eşya bilgilerle bilinir, ardındaki ilme ulaşılır, bilinç geliştirilir. Son yıllarda yürütülen bilimsel araştırmaların sonuç ve bulguları birbirlerini destekler ve tamamlar. Bilimsel bulgularla ulaşılan ilim, tevhit ilmiyle uyum içindedir, aynı bilinç paylaşılır. Sahibi kim olursa olsun, ilim bilinmeyi sever. Allah da evreni bilinmeyi sevdiği için, yoktan var etmiş, halk etmiş ve insanı yaratmıştır!

            Dr. S. Hawking, kuantum teorisinin elementlerini, bilimin kara delik anlayışının içine sokmuştur. Kuantum mekaniğine göre, uzayın çok küçük ölçeğine bakılırsa, parçacık çiftleri yoktan var olur ve sonra birleşerek tekrar yokluğa döner. Hawking, “Bu olayın kara deliklerin olay ufkunda oluşması durumunda, parçacıkların bir kısmı yutulurken bir kısmı kara delikten kaçacaktır” der.(1) Kaçan enerji ve parçacıklar, kara deliğin ekseni etrafında “Hawking radyasyonunu” oluşturur. Kara deliğe düşen bir kütle de zamanla enerjiye dönüşerek kaçar, böylece, kara delik zamanla hiçliğe dönüşür, buharlaşır. Kuantum mekaniğinin kara deliklerin tanımıyla birleştirilmesi, evrenin tümünde geçerli olabilecek bir kuram için atılan ilk adımdır. Kuantum ve görelilik kuramları gerçeği farklı görürler. Kuantum için, küçük ölçekte, her şey ayrışık, birbirinden kopuk, bağımsız ve parçacıklar halindedir. Görelilik kuramının denklemleri ise temel olarak düzgün, kesiksiz, sürekli ve birleşiktir. Kuantumda olasılıklar varken görelilikte kesinlik vardır. Kuantumda bir parçacığın davranışı kilometre veya ışık yılı ötedeki bu parçanın ikizinin davranışına bağlıdır, bu nedenle davranış ‘yerel’ değildir. Bir parçanın davranışı, bulunduğu yerdeki koşullara ve yalnız kendi özelliklerine göre değil, evrenin her neresinde ise, ikizinin davranışına göredir, hareketi bağımlı ve bağlantılıdır.

            Görelilikte ise kütlelerin davranışları yereldir. Dünya ve ay, görelilikle ilgili hareketlerinde, bulundukları ortama göre davranırlar. Ardı ardına yapılan deneyler fiziksel dünyanın yerel olmama özelliğini teyit etmiştir. Diğer bir deyişle herhangi bir olay yalnız onun çevresindeki koşullara bağlı değildir. Büyük Patlamadan itibaren, o olayın öyle olacağı önceden belirlenmiştir.(2) Her durum, evrenin ilk oluşumunda, önceden tayin edilmiş, belirlenmiştir. Enerjinin içinde bulunan bilgi, enerjinin ne zaman, hangi koşullarda ve nasıl bir kütleye dönüşeceğini belirler. Oluşan kütlenin de hangi koşullarda hangi özelliklere sahip olacağını yine içeriğindeki enerji ve kapsanan bilgi belirlemiş olacaktır. Farklı araştırmalarla ortaya konan bulgular da bu durumu destekler. Evrendeki her elektron ve molekül diğerlerinin tümü ile karşılıklı etkileşim içinde hareket eder.(3) Bu etkileşimler mesafe ve zaman tanınmaksızın gerçekleşir. Elektronun bilgisi ve özellikleri diğer elektronlarla etkileşimi içerir. Beynimizin hareketleri kafatasımızın dışından gelen bazı elektrik akımlarıyla etkilenebilir. Aynı şekilde beynimizin sinyallerini bilgisayar veya televizyon gibi araçların algılaması mümkündür. Fiziksel dünyanın yerel olmama özelliği yalnız ikiz elektron veya atomlarca değil, elektron ve moleküllerin karşılıklı etkileşimleriyle belirlenir, teyit edilir. Objeler, hareketleri karşılıklı bağımlılık ve etkileşim içindeyken, bilgi ve özelliklerini de korur.

             Evrendeki her obje, her parçacık, her ‘ışık paketi enerjisi’ bir bilgi taşıyıcısı olarak hareket eder.(4) Her ‘şey’ kendi fiziksel özelliklerinin deposudur, ardındaki bilgisi, özellikleri ve ilmi ne ise odur. Evren, özellik ve bilgilerinin, ardındaki ilminin aynısıdır. Kara deliklerin, eksenleri etrafındaki enerji ışınımı, ‘Hawking Radyasyonu’ bilginin kaybını önler. Böylece, kara delikler yavaşça hiçliğe buharlaşırken bilgi varlığını sürdürür. ‘Şey’in, ‘eşyanın’ kendine özgü bilgisi, transfer edilebilir ama asla kaybolmaz. Olay ufkunun ötesine geçen parçacıkların bilgileri, drape şeklinde, kaplama gibi çıkar, kütleleri enerjiye dönüşerek, olay ufkundan önce çevreye bırakılır ve kara delikten kaçar. Bu durum büyük patlamadaki ilmin bütününün korunduğunu, bilgi kaybının önlendiğini gösterir. Ayrıca, ilk oluşan plazmanın içinde, evrende var olan tüm objelerin bilgisinin var olduğunun kanıtıdır. Biz büyük patlamada var idik ki açığa çıktık, ilmimiz vardı ki bilgimiz açığa çıktı. Sonradan oluşan her objenin, kendine özgü bilgi ve özellikleriyle oluştuğu açıktır. Eğer bir yerde tüm bilgiler toplanmış ise buna ilim de denebilir. Büyük Patlamadaki ilk enerji bütünü ilmin tümünü kapsar. Sonradan evrende oluşan her ‘şey’ bu ilim ile oluşur.

             Tarihi Keşif olarak tanıtılan bir araştırma ile Fizikçiler evreni Allah’ın yaratmadığını ‘Kanıtladı’.(5) Bir grup bilim insanı evrenin yokluktan varoluşa nasıl geldiğini buldu. Kanada’nın Ontario eyaletinde, Waterloo Üniversitesi, Fizik ve Astronomi Departmanı başkanı Dr. Mir Faisal başkanlığındaki ekip, kuantum kuramını yaradılışa uyguladı. Uzun süredir bilinen bir gerçektir ki “Sanal parçacıklar” denilen miniskül parçalar yokluktan var olabilir. Bu kuram Heisenberg Belirsizlik İlkesi olarak da tanınır. Sanal parçacıklar çok az miktarda enerjiye sahiptir ve çok kısa bir süre var olurlar. Ekibin geliştirdiği “Şişme Kuramına” göre bir mini sanal parçacık, 13,8 milyar yaşında olan evreni oluşturacak şekilde, aniden şişti. Bu bilim insanlarına daha da karmaşık geleni “Evren yokluktan nasıl gelebilir, olabilir?” sorusudur. Olağandışı bulgularına göre soru yersizdir çünkü “Evrenin halen de hiçlik” olduğu ayrı bir gerçektir. Evrenin negatif çekimsel enerjisi ve pozitif madde enerjisi toplamı sıfır olacak şekilde birbirini dengeler. Ancak matematik ve fizik yasaları hep var ve geçerli olduğu için “Evren Düzenli Hiçliktir” denmektedir. Evrende, düzenli bir hiç olduğu için, toplam enerji sıfır ama anlaşılması güç, adeta ilahi düzen denecek kadar karmaşık, bir kaos, ilim vardır.

            Din de bilim de hayatın evrim kuramına uygun şekilde geliştiğini, çeşitlendiğini söyler. Nerede ve nasıl başladığı konusu belirsizdir.(6) Canlılığın amino grup çorbasından oluşmadığına kesin gözüyle bakılmaktadır. Deniz dibindeki volkan ağızlarında oluştuğu da kesin değildir. Ancak nasıl bir şey olduğu kesinleşmiş gibidir. Yaşam maddesel veya materyal bir şey değildir.(7) Bir madde sonradan yeni bir özellik veya bilgi, ilim kazanamaz. Madde, ilimle donanmış enerjinin kütle kazanmış halidir. Kütleye dönüşmüş enerji, sonradan ilim veya özellik kazanmaz. Kuark en başından artı veya eksi yüklüdür, bu özellik oluşumdan sonra değişmez.  Böylece her obje ilminin ve özelliklerinin deposudur ve aynısıdır. Bir elektronun elektrik ve enerji yükü, oluşumdan önce belirlidir, daha sonra değişmez ve bu enerji yükü kritik düzeydedir. Daha az veya çok olsaydı evrende var olanlar oluşamazdı. İkiz foton, elektron ve atomlarda kanıtlandığı gibi, kuantum düzeyindeki her var olan şeyin hareketleri Büyük Patlamadan itibaren önceden tayin edilmiş ve belirlenmiştir. Bu nedenle yaşam maddesel değil bilgisel, ilimseldir, ilmin bir halidir, atom ve molekülleri amacına uygun kullanabilen bilgidir, ilimdir, donanım değil yazılımdır. DNA da maddeye hükmeden yazılımdır.

            Canlılık oluşturan parçacıklar, canlılık oluşturacak şekilde, önceden ilimle donanmış, donatılmıştır. Su canlı değil ama canlılık ortamıdır. Bir su molekülü bir protein molekülünden çok farklıdır. Bir canlının yüzde yetmiş veya doksanı su olsa da suyun yaşam bilgisi yoktur ve su canlı değildir, yaşamaz, büyümez, ölmez. Tüm bu gerçekler tevhit ilmi için de geçerlidir.

            “Bu idrak ile her yönde Hakk’ın yüzü görünür, perdeler, vehim ve ham hayal ortadan kalkar.  Her iş ve eylem ilmin bir uygulamasıdır. Nefsin oluşumu, canlanması, hayat bulması ve yaşaması ilimle olur. Maddeyi ilimden ayrı düşünmek yanıltır.” (39.9) Din de bilim de aynı gerçeği anlatır. “Eğer biz ‘var olur yok olur’ mevcudat olsun isteseydik kudret yönünden bize mümkün olurdu. Lâkin öyle mevcudat, varlık olsun istemedik, çünkü hikmet ve hakikate uygun olmaz, aykırı olurdu”. İnsanlar bir düzen içindedir ancak düzeni bilmezler, kaos derler! (21.17) “Hiçbir şey yok iken O vardı, O her şeyin evveli ve ahiri, sonu, batını ve zahiridir, Allah ‘yok’tan var eden, ‘var olandır’, ‘Gayri’si yoktur ki İlâh olsun, şirk olsun.” (2.6, 115, 255)

            Bilim insanları çok haklıdır. Enerji varsa ilmin kuralları geçerlidir. İnanç ve Kitaplar bir adım daha ileri gidip ‘enerji ilmin görünür halidir, ilimden ibaret olan ruhun sahibi vardır’ der (16.2). Tarafsız biri için en makul ve mantıklı olan şey, aksi ispat edilinceye kadar, elçi ve kitapların ilmini öğrenmektir. Yokluk ve varlık Allah’tadır. “O vardır, gayrisi yoktur” ayetini ve “Yokluk” kavramını anlamak için önce kendimizin varlıkta “Yokluğunu”, gerçek varlığın hakikatini idrak edebilmemiz gerekir.

            Âdemin de âlemin de oluştuğu enerji ve ilim “Bizim değil” idraki kolay, “Bizim olan nedir, neye sahibiz?” sorularını cevaplamak zor. Enerji ilmin ilk bilinir halidir, aslında enerji ilimden oluşan ilk “Şey”dir. Enerji özellik ve düzene sahiptir. İlim ve enerji kavramlarının idraki bazı ayetleri anlamamıza yardımcı olur. “Âdem, Vücutta o Vahid-i Mutlak'ın gayrı bir şey ve O'ndan başka mevcut yoktur ki, ibadet olunsun, imdi ona şirk etmeniz, nasıl mümkün olabilir. O'nun gayrı, sırf âdemdir, yokluktur, bu sebepten şirk, ancak O'na cahil olmaktan neşet eder, kaynaklanır.” (2.163)

            Yer ve gök madde olmaksızın ve müddetle kayıtlanmaksızın halk edilmiştir. Yer ve gök Allah’ın ilmi ile görünür, vücudu ile mevcuttur. Zaman ve mekân ile sınırlı olan aklın itibarı olmasa arz ve semanın vücudu itibar olunmazdı. Sema ve arz Allah’ın vücudundan ayrı ve gayrı olamaz. Her şey istek ve iradesiyle, ‘Kûn, ol’ emriyle ancak söz ve ses duyulmaksızın, arada bir vasıta olmaksızın ve zaman geçmeksizin birden, an içinde olmaktadır.” (2.117) Genel olan evren ortamında hayat için özel alanlar oluştu. “O, Var Olandır!” 

(1) The Economist, General relativity: The most beautiful theory, Nov. 28th 2015.

(2) The Economist, Quantum theory, Hidden no more, Oct 24th 2015

(3) ABD’nin Yale Üniversitesi web sayfasında yer alan, 2105.4.20 tarihli, Oktay Sinanoğlu hakkında Memoriam yazısı.

(4) The Economist, Stephen Hawking's answer, Aug 26th 2015, by D.J.P.

(5) The Economist, Historic Discovery, By PAUL BALDWIN ,  Oct 16, 2015 

(6) The Economist, How life begins, Aug 18th 2015, BY T.C.

(7) Skeptic Dergisi, 2015.11.11, Life Is Potential, Biological Activity, by Douglas J. Navarick

6 Haziran 2014 Cuma

Arif Alim


Arif Âlim

                    NAEVÖ06062014

(kitabı okumak için lütfen tıklayınız)

Çeşme var, tas var, dolası değil,

Yapan yoksa olabilir olası değil.

Âlim, ilim dağından bilgi çıkarır,

Bilinmeyeni, bilinenlere aktarır.

 

Hazırdır, verilmiştir ocak, elde,

Eldekilerle oynamak güzel de,

Nerden gelmiş, nasıl olmuş bu,

Bilgi tamam da, sahibi yok mu?

 

Maddede anti maddede mi kanıt,

Tanrı var mıdır sorusuna yanıt?

Bilginin kullanımı ile başlar özü,

İyilik ile kötülük ve ahlakın sözü.

 

Bir ilmin profesörü olursa hırsız,

“Ötesi yoktur” diyene denir arsız.

İnanç, bilgi ve ilmin üstü, ötesidir,

Bilenler zanneder içinde berisidir.

 

Her bilgi, bilinir inanılmaz, doğru,

Kullanımında ahlaka yer yok mu?

Bilgi bilenin, para bulanın olamaz,

Sahibi kim demekle başlar namaz.

 

Madde deryasında, ilim ummandır,

Her şey ilmine uygun oluşmaktadır,

Âlim şeyin nasıl olduğunu bilmekte,

Arif de eşyanın hakikatine ermekte.

 

9 Nisan 2013 Salı

Yalnız İnsan Yaratılmıştır !

Sık sık gözden geçirdiğim bir kitabın bir makalesini okuyorsunuz, kitabı "pdf" formunda okumak için önce bir sol sonra da altta çıkan dropbox'a lütfen tıklayınız :


          Kitap, Kur’anı kerim ona, hitap ona hem de akıllı olanına, insanın kitaptaki yeri çok geniş ve önemli. Kendini bilsin ki öğreticisini, yaratıcısını bilsin. Evrim süreci gerektiren tüm mevcudat içindeki yeri ve önemine değinilmiş kitapta, özellikle, insanın, evrimsel gelişimin ötesindeki, devrimsel yaratılışı anlatılmıştır. Evrimsel gelişim canlılığın, hayatın tek hücreliden insana kadar gelişimi sürecidir. İlk insan olarak kabul edilen Âdemden Habib’ine kadar olan süreç ise insanın yaratılış sürecidir, bu süreç devrimseldir, yeni, yararlı, örneği olmayan bir insan yaratılır ve süreklidir. Söz konusu süreçte insan nasıl geriye gidebilir, aşağı düşebilir, nasıl hayvansal düzeye inebilir, nasıl yukarı çıkabilir, yükselebilir, fıtratını gerçekleştirerek insan-ı kâmil olabilir ve nasıl olur da habip olarak yücelebilir, aşağıda incelemeye çalışalım.

          Kitapta insan diğer canlılardan farklı bir şekilde ele alınır. Sure ve ayetlerden bazılarında çekirge, fil ve örümcek gibi hayvanlar yer alır, özellikleriyle anlatılır, kıssadan hisseler çıkarılır. Bazı insan davranışları için de hayvanlar âlemine inilir. Örneğin, yalan ve iftira suçların en ağırıdır. Konuşma insanı insan yapan özellik olduğu için bu yeteneğin yanlış kullanılması insanı hayvanlıktan da aşağı konuma indirir. Bedensel, nefsanî ve hayvansal davranışlar insanın kendine zararlıdır oysa yalan ve iftira bir başka insana, kula zarar verir ve “kul hakkı” doğurur bu da şirktir, Tanrı affetmez. Zina şehvetin, cinayet gazabın azgınlığı ve hâkimiyeti sırasında ortaya çıkar, sonra pişmanlık duyulduğunda, af dilenmesiyle insanlığa dönüş gerçekleşebilir. Havva’nın ve dolayısıyla Âdemin konuşma ile aldatıldığı şeytanlık büyük günahtır. Yüce, ulvî değerler doruk ise, bu tür aldatma dip, yani, esfel-i safilindir.

          “Dünya üzerinde hareket eden hayvanların her sınıfı kendilerine özgü bir sudan, yani kendilerine özgü bir ilimden halk edilmiştir. Her birinin kendisine özgü bir akıl, fikir ve düşünce sistemi vardır.  O her ilmin bir ameli olmak üzere amellerin inşasında dilediğini halk eder. En aşağılık yaratıkların arasından dilediğine ilim, bilgi ve hikmet verir ve tevhit ile hidayet eder. Her yaratılmışın bir ilmi vardır ama tevhit ilmi yalnız Âdem ve oğulları içindir O’na götürür.”

            Tevhit ilmi, her olmuş ve olacağı kapsayan kitapta, ledün ilmi, yani, her şeyi, zaman ve mekânı kapsayan ilim olarak anlatılır. İlim ve amel üzerinde durulur, ilim sahibi olanların ne yapıp ne yapmayacakları anlatılır. İlim akıl aracılığı ile ruhtan kalbe iner, amel olarak bedene ve nefse yayılıp onlara hâkim olur. Elde edilen yeni bir bilgi beden ve nefiste yeni davranışların doğumuna sebep olur. Bu açıdan ilim ve edinilen bilgi erildir, etkiler, fikir ve uygulamaların doğumunu sağlar. Beden ve nefis dişi özelliği gösterir, etkilenir, kişiye ilmine göre amel, uygulama fırsatı doğurur. Bu eril ve dişil özellikler “bir başka beşer eli değmeden yapılan doğum”, “bakirelik” tarihî kavramını ortaya çıkarır.

          “Bir bütün olarak ve ayrıntılı bir biçimde tevhit ilmine sahip olduklarını ve gerektirdiği ameli gösterdiklerini iddia edenlerden bir kısmı daha sonra her şeyi mubah görerek geriye döner”. İşte bunlar “ilmi billâh” ile mümin değildir. “Ruh ile beden denizleri birbirine karışmayacak şekilde iç içe yaratıldı. Ruh denizi saf ve lezzetli; cisim denizi ise başkalaşan, değişim gösteren, lezzetsizdir. Ruhun kesafet kazanarak kederlenmesini önlemek ve cismin ruh ile nurlanmasını sağlayabilmek amacıyla ikisinin arasına hayvanî nefis berzahı, ara yüzü kondu. Berzah âlemi her ikisinin diğerinden sığınabileceği bir yerdir. Nur, eşyanın kendisiyle zahir olduğu şeydir. Ruhun nuru ile aydınlanmış bir kalp lambalıkta zeytinyağı yakan cam kandil gibidir. Kendisi aydınlandığı gibi başkalarını da aydınlatır. Zat, nurun zuhurunun şiddetinden hafidir, gizlidir, görünmez!”

             Tevhit ilmi ile insana hakiki dirilik verileceği müjdelenir. İnsanın aslında uykuda olduğu, ilim alıp uyanınca yaşamaya başlayacağı anlatılır. Gece ve gündüz, uyku ve uyanıklık ile misal âleminde çeşitli gerçeklere değinilir. Gece ölüme, gündüz yaşama benzer. Sabah olunca ölüye benzeyen nefisten diri bir kalp çıkar, ihya olur. Gün boyu kalp ruhtan aldığı nur, anlayış, idrak ile çalışma ibadeti yapar, ulvî hayat başlar. Akşam olunca çalışmakta olan kalpten, aletsiz, zamansız, örneği olmaksızın ve mekânsız nefsin çeşitli halleri ortaya çıkar, nefsanî hayat yaratılır, ihya edilir. Bu durum, bir açıdan, iradî mevtten, ölümden sonra beden arzının dirilmesi, ihya edilmesidir. Burada gece, sabah ve gündüz derken iki durumu açıklığa kavuşturmak gerek. Birincisi dünya ve güneş olayları ikincisi kendisi bir âlem olan insan ve hakikatin nurunun parlamasıdır.

          Dünya mekânında güneş doğar gece ölüsünden diri bir gün doğar. Mekân olarak bireysel bedende ise hakikat nuru doğunca kalp çalışmaya, ibadete ulvî yaşama başlar. Ulvî, ilâhi yaşamda teklik, birlik hüküm sürer. Kalbin bireysel çalışmasına tam teslimiyetle iradî olarak son vermek bireyin iradî ölümüdür, kişiye kişisel düzeyde parlayan hakikat nuru inmiş, gurup etmiş, bireysel düzeyde akşam olmuştur. Kalp aklın ruhtan aldığı nur ile tam teslimiyete, fakirliğe giderken nefs de mertebe atlar. Emmare, levvame, yerme, mülhime, ilham alma makamlarını geçer. Böylece yücelen kalpten nefsanî nefis bir hayat yaratılır. Nefsin raziye, razı olan ve marziye, razı olunan mertebeleri ihya edilir, beden arzı dirilir. O’ndan razı olan ve O’nun razı olduğu nefs arzı dirilir. Bu durumda bedende ihya olan nefsanî hayatın doğurganlığı veled-i kalp yaratır, çünkü kalpte eril Ulvî, İlâhi yaşam tam teslimiyet sonucu vahdet, teklik, birlik hüküm sürerek çalışmaya devam etmektedir. Veledi kalp, kalbe inen ruhun nuruyla dirilir, ruhun mazharı, göründüğü yer olur. Kalp çocuğu ölümsüz ruh ile doğmuş, dirilmiş olur. Habib’inde görüldüğü gibi, ikinci doğuş ile kâmil insan yaratılmış Âdem ile başlayan devrimsel süreç tamamlanmış olur.

          Keza, siz de böyle bir sürecin son aşamasından geçilerek yaratılan insan neslinden yaratılmışsınızdır. Dostluk ve muhabbet etmeniz amacıyla nefsanî tarafınıza meyletmeniz için ruhunuza bedensel bir eş, zevce izhar edilir. Ruh ve kalp tarafınız ile nefis ve beden tarafınız arasında, rahmet olarak, muhabbet oluşur, fikir doğar, maya çalınır. Nefsiniz ruhun nuru, anlayış ve idrakiyle kurtuluşa erer sefa bulur, neşelenir, tatmin olur. Böylece, nefsin fıtratında olan doğurganlık rahminde kendisine itaat edici bir kalp veledi bağışlanır. Onun bereketiyle nefis de hidayet bulur ve ahlakıyla ahlaklaşıp kurtuluşa erer. Ruh da nefsi etkilediği ve kendisinin idrak edilmesini sağladığı için; ruhun nurunun idrakine erişen yeni bir hayat verdiği, anlayışının hayata geçirilmesini sağladığı için nefsi sever. Allah’ın, bağışlanmış bulunan veledi, yeniden doğuşu, mübarek kılarak rahmet etmesiyle yeni doğan kalp veledi ruh ile dirilmiş olur. Bu diriliş ile ruh terakki eder ve onunla kemali, olgunluğu zahir olur, ortaya çıkar. Bu halk edişlerde tefekkür edenler için olgunlaşma fırsatı vardır.

          Dünyevî yaşam, yaradılışında doğurganlık olan nefisle, ruha eşlik edecek bedenin muhabbet için verilişinden ve kalp veledinin rahmet için ihsanından sonra gerçek canlılığına ve amacına kavuşur. “Tevhit ilmi ile ruh verilir ve dirilir. İşte bunlara fenadan sonra bilgilerimle bilgili, ilmim ile âlim, sıfatımla mevsuf, sıfatlanmış vücut vardır”. Benim mülküm O’nundur diyerek O’nda fani olan O’na dönerek O’nunla baki olur. Sen çık aradan kalsın yaradan!

             İnsan “ben öldükten sonra dirilecek miyim?” diye soruyor. “O insan düşünmez mi ki halk edilmeden önce bu şahadet âleminde o hiçbir şey değildi. Halktan önce vücudu yoktu, mevcut değildi, yok idi. Sizi madde denizinden, balçıktan halk ve izhar etti, görünür kıldı, zahir etti. Sonra size biri belirli diğeri belirsiz iki tür ecel kaza eyledi. Belirsiz ecel fıtratınızdan gelenidir. Tevhit ile fıtratını gerçekleştiren, teslimiyetle fakirliğe erişen, iradî eceldir. Diğeri, Allah’ın indinde belirli bir vakitteki doğal eceldir. Her yer ve gökte eşya ve mevcudat suretinde zahir olan O’dur. Gizli ve aşikâr her şeyi bilir ve hükmeder”.

            Ricalün, hak ile kaim tecrit ve tefrit olan rical yani kâmil âdemler dünya işleri ile ilgilerini sürdürür ama zikirleri daimdir. Fenada Şuhut namazını kılar bekada irşat, öğretme ve tekmil, açıklama, tamamlama zekâtını verirler. O kâmil erler, belki de, sır ile dolu kalpleri ve basiretli görüşleriyle fena bulup hak ile kaim olarak bakiyenin zuhurundan ve benliğin bekasından korkarlar”. Ayet: “Başkalarının yanıldığı hususları bilsen ve onlara anlayış göstersen de, seni sevsinler diye, sen de onlardanmışsın gibi aynı taraftanmışsın gibi yapma noksan sıfatları üstlenme. Bütün insanların ve insanlığın vekili olduğun için tarafsız bir şekilde eksiklik ve yanlışlıkları göstermeye devam et. Rab’bin suret-i halk ile perdelendi, ben senin suretinle zahir oldum, artık halk suretinde benimle kaim ol, Haktan halka geri dönüşte Hak ile halk ol. Yaratışın ve halk oluşun, halk edilişin, halkın tümünün temsilcisi olarak da insan seçildi. Yaratılmışların seçilmişi olan insan kan pıhtısından yaratılmıştır”.

          Yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır” buyrulur. Yüce Hak, sıfatını, bir şeyin açığa çıktığı yeri yapmak suretiyle; her şeyin yaratılışını, meydana getirilişini güzel yapan yüce, ulu olan zattır. Çünkü güzellik ifadesi sıfata aittir. Yaratılmış olan varlıkların tamamı sıfatın mazharıdır. Ancak “İnsan-ı kâmil”, olgun, kâmil insan, bu özellikten ayrı tutulmuştur ki o, Zat olan cemal’e özel kılınmıştır. Bu sebepten; kâmil insan, tam teslimiyet ile en güzel ahlaklı olarak en uygun kıvamda ve yaratılışın adaletlisi olarak orta halde bulunan, iki tarafını bir etmeye mahsus kılındı, tahsis edildi. Orta halde olması sebebiyle, yüce Hakk’a ait olan ruhu kabul etme kabiliyetinde oldu. Kâmil insana bahşedilen veledi kalbe, kendi ruhundan üfledi. İnsana Hakk’ın ruhundan üflenmiş olmasıyla, bu insan cinsiyle, yaradılış sona ermiş olup, Hak görünür, zahir oldu.

          Ruhu kabul yeteneği gösterilmeden, kalbin veledi doğmadan, ruh üflenmez. Eşyanın insana yükselişi evrimsel, insanın benliksiz, bencilliksiz ve gayriden bakiyesiz, tam fakirlikle kemale yücelişi böylece devrimseldir.

Not: İlgili ayetler; 24 NUR 24/45, 25 FURKAN 54, 96 ALAK 2, 30 RUM 20, 19 MERYEM 67, 6 EN’AM 2, 32 SECDE 7, 32 SECDE 8,  32 SECDE 9, 2.157. Bu ayetlerin sentez edilmeden, sadece analiz için ayrı ayrı okunması halinde anlamak zor olabilir. Her ayette bir başka konu ele alınıyor gibi gelebilir.  Örneğin, insanın çamurdan mı, kan pıhtısından mı, sudan mı yaratıldığı anlaşılamaz, zıt görüşler gelişebilir. Yukarıda bu ayetlerin tümü tevhit ışığı altında birleştirilmeye çalışılmıştır. Evvelinde çamurdan, doğadan, sonra sudan yani ilimden, kan ise kalbin veledi için kurban da olabilir, fena bulan, yeniden doğuşu mümkün kılan da. Bağışlayınız lütfen.

24 Ocak 2013 Perşembe

S. Hawking demiş ki !

Büyüklerimiz "bilim, ilme tabidir" der. Örneğin, matematik alanında ortaya çıkartabildiğimiz her yeni bilgi matematik ilmine tabidir, onun ilkelerine, kanıtlanmış yasalarına uygun olmalıdır. Bilimdeki her gelişme insanlara umut verir, ufkunu açar. Kazanılan bilgiler herkese zevk verir, idrakini genişletir. Ancak, en umut bağladığımız bir kişi kendisinden hiç beklenmeyen bir sonuca ulaşırsa da insanın ruhunu karartır. Bay Hawking de bunu yaptı, en akıllımız bizi hayal kırıklığına uğrattı. Evrenin başlangıç noktasına gidip "burada ne zaman var ne de uzay, sonsuz küçüklükteki 'nokta' dan sonrası otomatik, kendiliğinden olmaktadır, doğa kanunları her oluşumu açıklamaktadır, bu noktadan önce ise 'Tanrı'nın yaratması için zaman yoktur', öyleyse, kısaca ve apaçık Tanrı yoktur" diyor.

Her şey için bir kanıt arayan biliminsanı "zaman yoksa Tanrı da yok" inancına bu şekilde varamaz.
Bu kanıtlanmış bilimsel bir sonuç değildir, bilim alanından uygunsuz bir şekilde 'inanç' alanına giriştir.

Bu denli bir yanılgı hayal kırıklığı yaratır doğal olarak, doğa kanunları gereği.

İlkel dedikleri insanlara, ilkel denilen devirde "hiç bir şey yok iken (zaman dahil) ben vardım, her şey benden çıkar, sonunda yine bana döner" ayeti (103 Asr, 1,2) inmiş ise daha inandırıcıdır. Üstelik, her hali ve tavrı tam bir mucize olan kişi O'nun varlığına en büyük kanıttır.

Bugün ben bile biliyorum o papazın dediği veya vikinglerin bildiği gibi bir tanrının olmadığını.
Ama, "vücudum ile mevcut, ilmim ile alim, nefsim ile kaim, ayakta, hayatım ile hay, dirisiniz hala nasıl olur da 'ben' der ikilik peşinde koşarsınız, varlığımın karşısında ayrı ve gayrı bir varlık ileri sürersiniz" diyen Tanrı'ya karşı daha tutarlı olmak gerekmez mi?

Dediğine göre,
Evrende bilimin bileceği şeyler şunlardır:
"zaman", "uzay", "madde", "enerji".

Karadelikte zaman durur, geçiniz,
Madde bir çeşit enerjidir, onu da geçiniz,
"enerji", "space-uzay" da bulunur,
Enerjiyi dengeleyen negatif enerjidir,
"negatif enerji" uzayın boşluk kısmında bulunur,
(+) ve (-) enerjinin bulunduğu yer olduğu için "space" de geçilebilir,

Karadelikte ne uzay kalır ne de zaman,
Büyük patlama öncesi karadelik misali tam bir "yokluk",
Hiçbirşey başlamamış-yok,
Bu durumda Tanrıya ihtiyaç yok,
Zaman ve uzay başlayınca da, artık, Tanrıya gerek yok!
Yani, gerisi "otomatik" ve de mekanik, kendiliğinden...

Buyur burdan yak,
Kilit kelime "dehr"!

Konuşurlar biliyorlarsa,
Bilen konuşmaz oysa!

Eğer en bileni bunu biliyor, bu kadar biliyorsa,
Ben, Hakk'ikaten hiçbirşey bilmiyor(um) varsa!

19 Mayıs 2012 Cumartesi

KENDİNİ BİLEN BİLİR SENİ


Ey ulu, önder, şanlı, yüce, Türk,

Gazi, Mustafa, Kemâl, Atatürk,

Sana kalpten minnettarız hepimiz,

Seninle kabarık küçük yüreğimiz.



Bizi bilmeyenler birleşip de geldi,

Ruh ve bedenimize birlikte girdi,

Vatan toprağımızı bölmek istedi,

Sandılar ki bölebilirler bu milleti.



Yaptıklarını okudum mest oldum,

Dediklerini düşündüm de coştum,

Herşeyinle seni kalbimde buldum,

Gönülden, gözünden bakar oldum.



Dedin ve demek istedin, anlamlıydı,

Anlamazdık, gönülden olmasaydı,

Gönlümdeki yerleri doldurmasaydı,

İdrak edemezdim, sevgi olmasaydı.



O’nun ruhuyla dirilip bildin kendini,

Hakkı hem de Hakka tapan milletini.

Bildin ve bildirdin herkese haddini,

Koşturdun başarıya asker ve sivilini.



Büyük Türk Milleti! Olmuştu, hitabın,

İçinde Hakka, dışında halka, saygın,

Halka hizmet Hakka hizmet, anlayışın,

Sabırlı ve huzurlu tavırla, anlatışın.



Ne güzel, çocuk bu böyledir, hitabın,

İnsanın olgunlaşmasıdır, temeli dinin,

Olgun kula ilâhi ilham iner, inancın,

Bilselerdi yanlış yapmazlardı, tavrın.



Demedin hiç yaptım, başardım, ettim,

Dilinde gençlik, millet ve memleketim,

Öğrettin, toplumu millet yapan nedir,

Toprağı vatan yapan uğrunda ölendir.



Milletce inandık ve güvendik sana,

Senin inanıp güvendiğin gibi halka,

Kendimi bilmekte örnek oldun bana,

Herşeyimiz feda olsun güzel vatana.



Dirildiğin ruhla dirilip, olduk  seninle,

Başardık,  yendik bilim ve tekniğinle.

Görüp, gösterdin bize geleceğimizi,

Kanıtladın, milletce öğüneceğimizi.



Biliriz zaten, Hakk Bir, hakikat birdir,

İnanıyoruz, en hakiki mürşit ilimdir,

İlmi aramayan, bulamayan zalimdir,

Kendini bilen kişi, ümmî ve âlimdir.



Değişmişti herşey kökten, o günden,

Bilgi versem gerek var mı bugünden,

Sorunlar farklı değil aslında dünden,

Gidiliyor hedefe, gelir gibi düğünden.



Dün sen vardın, yanında küçüktüm ben,

Bugün ben varım, içimde büyüksün sen.

Dün de bugün de aynı bütünüz fark yok,

Ama, gerçeği göremeyen ulema pek çok.



Halâ varsa da arada derviş ve şeyhler,

Batılılar koysa da anlaşmalara şerhler,

Ama, var yine senin dediklerini diyenler,

Açıklayıp gerçekleri, halka söyleyenler.



Kalbine giremeyen tanımlayamaz seni,

Kendini bilmeyen, tam anlayamaz seni,

Bilemezdim ben de kuvvet ve kudretimi,

Seninle tanıdım ben de bu asil milletimi.



Öğrenmişlerdi dün Türklüğü saymasını,

Hesaba katmalıyız bazılarının caymasını.

Davet edilmeden başvurduk üye olmaya,

Ama, gelmeyiz oynanmaya,  oyalanmaya.



Sen de istemiştin bir çok parti kurulsun,

Fikirler çatışsın, doğrular ortaya çıksın,

Kafalarımız, fikir ve görüşlerle dolsun,

Bak, bugün sen bile tartışmaya açıksın.



Seni yetiştiren Türk’ten farklı değilsin,

Milleti tam anlayıp, bütünleyen sensin,

Ruhun ile kalpleri tamamlayan sensin,

Ben seninle asil, sen benimle yücesin.



Görünen her zaman buz dağının üstü,

Süsler her köşemizi aziz Ata’nın büstü,

Anlayışsız olanlar bilmediği için küstü,

Kendini bilen bırakamaz seni yüzüstü.



Canınla canlı, ruhunla diriyiz bilesin,

Gene gelirlerse yine yeneriz göresin,

Kendini bilmeyenler seni nasıl bilsin,

Ruhunla, asil Türk Gençliği kükresin.



Ben köyümden bilirim,  severler seni,

Kentlerde görürüm, örnek alırlar seni,

Başkalarına laik cumhuriyetini överler,

Şüpheli, kesrette vahdeti görmeyenler.





Türkiye, Türk’üm diyenin, öyle olacak,

Dinim, siyasetten arınıp temiz kalacak,

Çağdaş medeniyete, Türk katkı yapacak,

Kurduğun Devlet ebediyen yaşayacak.



Var oldukça Dünya ve milletler hayatta,

Güvenip, öğünüp, çalışacağız kâinatta,

Kim engel olabilir ki, ne zaman, nesiyle,

Öder emanete kasteden canı, bedeniyle.



Iyi, doğru ve güzel için yarış edenler var,

Aklı kullanmayana gelir geniş dünya dar,

Bu Ata ve necdet ile tarih neler de yazar,

Laik demokratik cumhuriyet ebedî yaşar.